Lithops

İlk görenler genelde inanmazlar lithopsların canlı olduğuna. Yaşayan taş adını da bu yüzden hak eder bu bitkiler. Her ne kadar bakımı hakkında okumuş olsam da, ilk lithopsumu aldığımdaki heyecanım o kadar çocukçaydı ki fazla ilgiden birkaçı kısa zamanda küstü, birisi de öldü. Kısa sürede lithopsların çok az ilgiye ihtiyacı olduğunu kavradım.
Lithops Güney Afrika dağlarına endemik bir sukulenttir ve mucizevi bir evrim sürecinde, müthiş kurak, sıcak ve avlayanlarının çok olduğu ortamlarda bu hale gelmişlerdir. Taş gibi görünümleri, olağanüstü zor koşullara adaptasyonlarını bize gösterir. Lithopslar diğer sukulentler gibi gövdelerinde su depolarlar. Öyle ki Güney Afrika dağlarında çobanlık yapan çocuklar arazide bulabildikleri lithopsları susuzluklarını gidermek için yerlermiş. Lithopsların endemik ortamları onların gövde ile yaprak farkını ortadan kaldırmalarına yol açmıştır. Evet, bu bitkilerin o sırt sırta vermiş etli yanakları hem gövdesi, hem de yapraklarıdır. Gövdenin bittiği yerden aşağı doğru da, toprağın ta dibinde serin bir yerlerde su bulmaya yarayan uzun kazık kökleri vardır. Lithopsların toprak üstünden bakıp da insanda makas alma isteği uyandıran minik yanak görüntüsü, buzdağının görünen kısmıdır aslında.

Lithops bakımı ile ilgili size söyleyeceğim birkaç şey var ama şu cümleyi aklınızdan çıkarmayın lütfen:
‘Lithopslarınızı sulamayın!’
Bu bitkiler çok kurak yaşam şartlarında evrimleştiklerinden ötürü, fazla su ile baş edemeyip kolayca çürüyüveriyorlar. Bitkinin bütün olayı su tutabilmek olunca, gereğinden fazlasında patlayıncaya kadar topraktan su çekiyorlar ve birkaç gün içinde jöleye dönüyorlar, daha sonra da patlaktan içeri yürüyen küf ve mantar ile kuruyup yok oluyorlar. Bu yüzden ciddiyim, lithopslarınızı sulamayın.
Ama hiçbir canlı susuz yaşayamaz elbet ve kuvvetle muhtemel sizin lithopslarınız da Güney Afrika’nın çorak dağlarından toplanıp getirilmedi, bir serada özenle yetiştirildi. Bu nedenle lithopslarınızı az da olsa sulayabilirsiniz. Lakin siz yine de her baktığınızda, aklınızdan en az iki kere vaz geçmeyi deneyin ve lithopslarınızı sulamayın.
Lithopslarınızı sulamanız gerektiğini size kendisinden başkası söyleyemez. Bitkinize bakın, onu arada bir seyredin ve arada bir pencere önünde kahvenizi içerken gözlemleyin. Çok yavaş da olsa küçülmekte, buruşmaktadır. Elinizle hafifçe dokunup sertliğine bakın. İçi boşalıyormuş gibi bir gevşeklik, pörsüme hissedebilirsiniz. Bir an için mutfağa gidip ona doyasıya su vermek isteseniz de kendinize hakim olun ve ilk uyarıyı hatırlayın. Lithopsları sulamayın.
Kişisel tecrübeme göre, lithopslar yılda taş çatlasa beş-altı kere sulanmalıdır. Daha fazlası (belki bundan bile azı) yaşayan taşları çatlatmaya yetiyor. Pratik düşünüp her iki aya bir sefer not veya alarm koymayı düşünebilirsiniz ancak bunu yapmayın. Lithopslar kışın soğuğunda mutlaka uykudadırlar ve uyandırılmamaları gerekir. Bitki güz dönemi boyunca büyür, gelişir ve kendini kışa hazırlar. Bu süre boyunca yapacağınız sulamayı giderek en aza indirip kış boyunca lithopslarınıza (ne kadar susamış görünseler de) dört uzun ay boyunca su vermeyin, ta ki bahara (21 Mart) kadar. Aynı mantıkla, mart sonundan itibaren azar azar su ile bitkiyi uyandırarak yaza hazırlayabilir ve bitkilerinizin şişmesini keyifle izleyebilirsiniz.
Lithopsların normal sulaması diğer sukulentler gibidir. Gerektiği kadar beklendikten sonra toprak altından bol bol akacak kadar çok su ile doygunluğa ulaştırılır. Sık sık ve azar azar vereceğiniz su ise bitkinin kafasını karıştırıp strese sokacak ve belki de aşırı sudan öldürecektir. Bu yüzden siz siz olun, lithopslarınızı sulamayın 🙂
Lithopslar tohumla, dip sürgünü ile ve ortadan bölünerek üreyebilirler. Çiçek açmış bir bitkinin tohumu olgunlaştıracağı süreyi bekleyip daha sonra tohumu ekebilir ve sabredebilirsiniz. Olgun lithopslar ise büyüme dönemlerinde dipten sürgün verip yeni yavrular verebiliyorlar. Bence en keyiflisi ise bölünerek üremeleri. Lithops, zamanı geldiğinde iki yaprağını ayırıp, ortadan çatlayıp içinden dört yeni küçük yaprak ile iki gövdeye büyüyebilen bir bitki. Aylar sürebilen bu macerada yeni küçük iki gövde, eski tek gövdeden beslenerek büyür ve bunları kupkuru kağıt bir keseye dönüştürür. Hani biyoloji derslerinde bölünen hücreleri görmüşsünüzdür, aylar boyunca bunu izlemenin keyfi inanılmazdır. Bu evrede yeni lithopslar eskisinden beslendiği için sulanmamaları gerekir, aksi halde çürümeseler bile eski yapraklar da besleneceği için bölünme ve kuruma tamamlanmaz ve ortaya ilginç şekilli mutantlar çıkabilir, ki bu da asla çirkin bir görüntü oluşturmaz, lithops bahçesinin acayipliğine acayiplik katar.

Share this post

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nine − one =